/* Ah O Eski Meyhaneler! — Heyamola Restaurant

Ah O Eski Meyhaneler!

Merhabalar,

Meyhaneler… İstanbul, İzmir, Ankara ve yurdun birçok yerinde alışkanlığımız, yaşamımızın bir parçası olarak hep varlar. Bir bara, herhangi bir eğlence mekanına gidersiniz hiç mi hiç keyif almazsınız nedense? Bilinmez bir çekimi vardır hayatımızda meyhanelerin. Esasen bizi biz yapan parçalarımızdan kültürlerimizden de biridir. Olmaması düşünülemez bile. Bir kültürdür ta atalarımızdan bugünümüze taşıdığımız ve kolay kolay da bırakmayacağımız.

Biraz araştırma yapalım, hem biz bilgilenelim hem de sizleri aydınlatalım ve biraz da meyhane kültürümüzü tanıyalım istedik. 

Meyhane kültürü nasıl doğdu hiç düşündünüz mü?

Öncelikle kelime yapısıyla başlayalım istiyorum. Güzel Türkçemize farsçadan çok sayıda kelime geçmiştir. Meyhane de yine bu geçişi yaşamış bir kelimedir. Mey ve hane kelimeleri ayrı ayrı anlamlar içermektedir. Mey; şarap, alkollü içki anlamına gelirken, hane hane ise ev, evimiz anlamına gelmektedir. İki kelime yan yana geldiği zaman da Meyhane ortaya çıkmaktadır. Bakar mısınız; ne kadar sade ve anlamlı. Bir şarap evi, içkinin yudumlandığı mekan anlamına gelen meyhane, aynı zamanda da bir liman kültürünün sembollerinden biridir. 

Çok eskiden Osmanlı ve Bizansın varolduğu dönemlerden bahsetmek istiyorum sizlere… Çünkü denizcilik ile deniz ticaretinin gelişmesi o dönemlere uzanıyor. Limanlarda açılmaya başlayan, denizciler içim hem bir şeyler atıştırdıkları hem de içkileri ile yorgunluklarını attıkları bir mola yeri olarak açılan bu içki evleri; meyhane kültürünün başlamasına da vesile olmuştur. Meyhaneler o dönemlerde sınıf sınıf ayrılmadan, limanlarda mola veren yolcuların eğlence ve dinlenme alışkanlığı haline gelmiştir. Düşünsenize Konstantinopolis’in o dönemlerini…

Yani çok eskiden bu günümüze taşıdığımız ve zamanla da özünden bir şey kaybetmeden gelişerek bugün vazgeçilmez oldu meyhaneler…

Peki o dönemlerde hangi meyhaneler vardı?

O dönemler meyhaneler; Taverneia, pouskareia, kapeleia isimleriyle bilinmekteydi. Kapeleia ise bugünkü meyhanelere en yakın olanı diyebiliriz. Şarap satma ehliyetine sahip olan, şarabın yanında balıkla veya etle pişirilen yemekler veya baklagillerden hazırlanan yemekler servis eden içkili bir mekânmış Kapeleia. Sonradan Osmanlı denetimi altında sıkı bir denetlemeye maruz kalan meyhaneler, sonradan bizim kültürümüzde de kabul görmüş yerler oldu. 

Fatih’in fetih döneminde, bölgede bulunan gezginler İstanbul’a meyhaneler şehri yakıştırmasında bulunuyorlarmış. Osmanlı döneminden de birçok yazar, kitaplarında hem meyhaneleri işliyor hem de sadece meyhaneleri kaleme alıyormuş. Zaten edebi eserlerimizde de çokça bahsi geçmektedir meyhanelerin…

Meyhaneler, Osmanlı döneminden bu yana kültürümüzde çok önemli bir yere sahip olmuştur.

Peki günümüde iyi bir meyhane nasıl olmalı?

Mekanın geçmişi yani bir aşinalığı mutlaka olmalı. Garsonları, aşçısı uzun zamandır orada olmalı. İşin özeti; mekanın bir hikayesi mutlaka olmalı. Bildiğimize göre mekan; çok büyük, geniş, çok katlı olmamalı. Tabi çok küçük de olmamalı. Mekanda müzik olmamalı. Hele canlı müzik hiç olmamalı. Bir de eski Barba adetlerine, meyhane kültürüne sahip olmalı. İçeri girdiğinizde sizi sıcacık kucaklamalı, evinizde hissi yaratmalı. Edebiyle oturmayan meyhaneye gelmemeli. Tabi geçmişten günümüze yapılar da adetler de farklılık gösterdi fakat bir kültür mirasını geleceğe taşımak için özünün, özellikle adabın bozulmamasına dikkat edilmeli diye düşünüyoruz.

Sevgiyle kalın…

Kaynak: Eski İstanbul Meyhaneleri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Open chat
Powered by